9 Kasım 2009 Pazartesi

Istedigin kadar metro yap..

Pazartesi gunune onemli bir toplanti ayarlamisim. Sehrin taa oteki ucunda, daha once gitmedigim bir bolgedeki ofiste. Gerci sehire zaten yeni gelmisim ve sagi solu yeni anlamaya basliyorum. Neyse, ofise ulasim planini kafada bitirmisim, normal sartlarda yarim saatte giderim, pimpirikli halimden oturu en az 15dk erken orda olmam gerektigi icin toplamda 45dk once ciksam, zaten metroyla gidicem trafik yok bisey yok, bir sorun cikmaz.
Nah cikmaz!

Normalde 5dk da bir gelen treni tam 8dk bekledikten sonra istasyona geldigimden beri kesilmeyen anonsa kulak verme zamani geldigini anladim ve zayif fransizca decoderim grev kelimesini aninda yakaladi..

Arkadasim, pazartesi gunu grev mi olur?
insanlar ise gidicek,
cocuklar okula,
hastalar hastaneye,
yaslilar ne biliyim pazara gidebilir..
ayrica metroda neyin grevi, otobus soforunu anlarim, taksi soforunu anlarim, belediye iscisini anlarim, hepsine yeri geldiginde 'abi sizin isiniz de zor valla' demesini bilirim de; zaten ayni hatta bir assa bir yukari gidiyosun, yol ayni, makina ayni, ortam ayni, gaza bas frene bas, bir ileri bir geri, neyin pesindesin..
hic anlatmaya da kalkma, pasif turk e bunu hayatta kabul ettiremezsin..

French kiss

Hemen sapikca bir post beklemeyin basliktan. Kastettigim sey umdugunuzun aksine, fransiz kadinlarinin 2 yanaktan yaptigi selamlama opucugu.
E ne var ki, biz de selamlamak icin 2 yanaktan operiz, hem erkekleri bile operiz demeyin. Bu baska. Soyle acikliyim, calisma arkadaslarim arasinda 15 tane falan kiz var ve hergun istisnasiz sabah-aksam opusme halindeyiz. Gunaydin mucx mucx, yarin gorusuruz mucx mucx.. arkadas ne opusme manyagimissiniz, insan her gun gordugunu sikilmadan oper mi ya? hem opme de bizde ki gibi yalandan yanak tokusturma degil, bildigin sulu sulu.. yani turk olsam 'aha bu kiz bana kesin vercek, yol yapiyo' diye yorumlicam. neyse, sikayetciymis gibi gorunmek istemem..

Uzun suredir bloga pek ugramiyordum, aslinda cogu kisisel bloga ugramiyordum, bir kabak tadi vermisti ama recent ortam degisikligim(recent kelimesinin tek kelimelik turkce karsiligi olmamamasi ne aci) hem turkce kullanma ozlemi yaratiyor hem de dikkatimi ceken tuhafliklari(sana-bana tuhaf, gavur takilmiyor bunlara) paylasmak istegi doguruyor. Bundan boyle fransa temali yazilarla devam ederim bir sure.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Yolun Açık Olsun


Cumartesi günü itibariyle ONS efendiyi belirsiz süreli sözleşmesi gereği yeni ikametgahı olan Fransa'nın Paris beldesine uğurlamış bulunmaktayız. Kezman'a selam söle benden demek isterdim ama onu da yolladılar o yüzden kimseye selam söleme benden...

19 Ekim 2009 Pazartesi

Nefes

Film hakkında çok yazan çizen olur, ben şahsım adına beğendim ve tavsiye ederim, özellikle filmi alıp götüren Yüzbaşı Mete takdire şayan bir oyunculuk göstermiş.

Tıpki Inglourious Basterds'da Colonel Hans Landa'nın filmi alıp götürdüğü gibi...

15 Ekim 2009 Perşembe

03.10.2009


Evet efenim başlıktaki tarih itibariyle sigarayı bırakmış bulunuyorum neden daha önce yazmadın diye düşünen olursa bir terslik olur kimseye ayıp olmasın diye yazmamıştım. İnşallah geri dönüş olmaz.....

23 Eylül 2009 Çarşamba

Ya bu ne şimdi

Ya oldum olası basındaki Fener düşmanlığına sinir olmuşumdur ama bakıyorsun her geçen gün daha da artıyor. Şu haberi görünce tansiyonum zıpladı gene:

"Ligde 6 maçta 12 golde kalan F.Bahçe, Antalyaspor maçıyle birlikte çift forvete dönmeye hazırlanıyor"
Ya bu nasıl saçma bir haberdir arkadaş ya inanılası değil olay GS daha çok gol attı, yani GS daha başarılı imajı çiziliyor tamam adamlar 19 atmış ama 5 tane de yemiş ne yani şimdi onlar için de şöyle mi yazmak lazım :
"Ligde 6 maçta 5 gol yiyen G.Saray, xx maçıyle birlikte 3 stopere dönmeye hazırlanıyor"
Veya BJK versiyonu şöyle mi olmalı:
"Ligde 6 maçta 3 golde kalan BJK, XXXX maçıyle birlikte 6 forvete dönmeye hazırlanıyor"
Beyler biraz ciddiyet ama ya yazmak için yazıcaksanız çekilin biz yazalım oralarda!!!!!

18 Eylül 2009 Cuma

Fenerbahçe-Twente

Maç öncesinde bu maçın berabere biteceğini düşünüyordum neden olarakta tüm dünyada kullanılan, yoğun maç trafiğinde oyuncuların dinlenmesini sağlayan rotasyon olgusunun Fenerbahçe'de olmaması ve Daum'un kafasındaki 11'den asla vazgeçmemesi gibi sebeplere bağlıyordum. Bursa maçında ilk 11 de oyuna başlayan ve bence çok iyi mücadele eden hatta Emre'nin yokluğunu hissettirmeyen Mehmet Topuz'un Kazım'ı yedeğe gönderebileceğini düşünüyordum ama ilk 11'ler açıklanınca saçmaladığımı farkettim. Transferi yapmış olmak için yapmanın benim açımdan hiçbir önemi yok, taraftarı kandıralım, kombine-forma satalım, sidik savaşından galip çıkalım vs.vs. Zaten kombine döneminde geçen sezonki başarısızlıklara rağmen 20-25.000 kombine sattın ve zaten bu kadar kombineyi her sezon alabilecek potansiyel bir taraftarın var. Birinci önceliğin yedek kulübesini kuvvetlendirmek ise ona göre transfer yap sen gidip Mehmet Topuz ve Özer Hurmacıya yaklaşık 15milyon Euro para harcıyorsan ya oynat ya da bu adamları alma, 15 milyon Euroluk 6-7 tane Türk oyuncu al orda oturt.


Maça gelirsek ilk 10-15 dakika takım iyi başladı, pozisyon buldu fakat gol atamadıkça adamların direnci arttı maşallah hepsi de kapı gibi çocuklar, sol kanatlarında 15 numaralı çakma Celil tipli adam muazzam oynadı gerçektende bir ara baktım Gökhanla Kazım'ı bir sağa bir sola yatırıyor, üstüste çıkartıyor, neyse geçtim buraları. Değişiklik için Herr Daum'un uğurlu dakikaları olan 60-65 arasını bekliyordum ki efsanevi değişikliklerden birisi geldi dk.64 R.Carlos (verin plaketini teşekkür edin gönderin Brezilya'da scoutluk yapsın) -Mehmet Topuz. Ben Kazım efendi çıksın artık derken adam hala oyunda, sevemiyorum seni kusura bakma. Neyse sonra Mehmet Topuz'un güzel frikik golü ondan sonra 2 tane haybeden gol yenilgiyle başlandı.


Kaleye gelen 3 topun 2 sinin gol olması gerçekten kötü fakat Volkan'ın ilk yediği gol bana Rüştü'yü hatırlattı,
Defansa gelince evlere şenlik zeki bir takım geçen sene bize Kayseri'nin Kadıköyde yaptığını yapabilir ve takla manyağı olabilir, Lugano-Bilica ikilisinin hiçbir uyumu yok bir pozisyonda kafa topuna sen mi çıksan ben mi çıksam derken çarpıştılar İNANAMADIM!!!!! Bu kadar hata yapan bir ikiliden birini kesmesi lazım ikisi de durmadan uzun top çıkartıyor hem isabetsiz hem tutabilecek kimse yok, Gökhan Gönül garip napsın elinden geleni yapıyor adam ama önünde oynayanda iş yok, bütün maç adamı elleriyle koşturuyor pasta vermiyor ondan sonra 80metre geri koş ulan Kazım adamı Usain Bolt mu sanıyorsun beeee
Orta sahaya presi koydun mu bitiyor ve iş defanstan top çıkarmaya kalıyor, Emre sezona çok iyi girdi ve bence dünde gayet iyi oynadı, benim için orta saha topu tutan, pas yapan, golü hazırlayan bölgedir fakat bizde maalesef böyle değil, Christian iyi fakat sadece bir kesici ve tek topçu, Dos Santos ile ilgili şüphelerim her geçen gün armakta,
Forvete gelince ne desem bilemiyorum Guiza kesinlikle efsunlu, kara büyü var
Taraftar, her boku çok iyi biliyorsunuz dimi, durmadan ıstıklayın a.q. guizaya saçma sapan pası atanı değil tutamadı diye adamı ıstıklayın aferin size.
-Herr Daum'un maç sonu yaptığı saçma açıklama
“Kendisine haksızlık yapılıyor. Hem Bursa'da hem de burada çok koştu. Gökhan ile Kazım sağ kanatta mükemmel işler yaptılar. Umarım basın mensupları ve medya burada Kazım’ın iyi yaptığı işleri de görür. Herkesden Kazım’a destek olmasını istiyorum. Taraftara sesleniyorum, Kazım’ı desteklemek gerekiyor. Kazım’dan elbette daha fazla iş bekliyorum ama daha fazla beklerken ona nasıl destek vereceğiz, onu da düşünmeliyiz”




14 Eylül 2009 Pazartesi

Are you referee?


Sen nasıl bir hakemsin hadi ben anlayamadım, ama sana hakemliği öğretenlerde de hayır yokmuş senin 2 boy büyüğün olan Metin Tokat'ın şu yorumu bile yeter neden senin böyle olduğuna:

"Lugano’nun karşıdan kayarak Yenal’a yaptığı rakibinin sağlığını tehlikeye sokan hareketinde kartın rengi kırmızı olmalıydı."

"Deniz Çoban başarısız bir yönetim sergiledi"

Ne başarısızlığı be ilk 30 dakikada 4 tane sarı kart mı çıkar yuhhhh bu bile bir başarı...

11 Eylül 2009 Cuma

Son 1 hafta

1 Haftadır yazıcam yazıcam diyorum bir türlü denk gelmedi ve kümül halde yazmaya karar verdim:
-Eurobasket 2009 başlamadan önce bu takımdan hiçbir şey olmaz diye düşünüyordum, Litvanya maçı öncesinde Ömer Onan'ın oynamayacağını duyunca fark yeriz, bu grupta averaj takımı oluruz dedim ama çok iyi oynayıp kazandık, Bulgaristan maçı beklediğim şekilde geçti bir süpriz olmadı benim açımdan, Polonya'ya yeniliriz seyirci+hakem baskısı yüzünden ama onları kendi silahları olan uzun rotasyonu daha doğrusu Ömer Aşık'la vurduk. Şu an için çok iyi gidiyoruz Cumartesi İspanya'ya kaybetsek bile sıkıntı olmaz ama olurda yenersek büyük ihtimal çeyrek finali garantileriz.
-Geçen sezon basket finalinde şampiyonluğu elimizden alan Sinan Güler bu turnuvada muhteşem bir görüntü çiziyor, şu takımdan kimi istersin deseler 1 numaraya Sinan Güler'i 2 numaraya da Ersan'ı yazarım hiç düşünmeden
-Yaşanan sel felaketi gerçektende ne kadar zavallı bir yönetim tarafından yönetildiğimizi, daha doğrusu yönetilemediğimizi, yaşanan hiçbir kötü olaydan ders alınmadığını göstermekte. 31 kişi ölüyor ölenlerin suçu, doğa intikamını aldı gibi açıklamalar yapılabiliyor, Melih Gökçek ise alt katta oturanlar komşularında kalsın sel olabilir diyor oldu zaten herkes birbirini misafir etmek için can atıyor, açıklamaya bak inanılmaz ve bu adam 15 yıldır belediye başkanı.
-Ankaraspor PFDK'ya sevkedildi böyle bir olay zaten ancak Türkiye'de olabilecek türden, bekleyip görmek lazım çıkacak sonucu,
-Dünya Kupasında yokuz, Çarşamba akşamki maçtan sonra bu artık netleşti bence ve artık milli takıma o mevkiyi kaldırabilecek, kişisel egolarından çok takım olgusunu yerleştirecek, o koltuğa yakışan, beni, seni, onu daha iyi temsil edicek birinin geçme zamanı gelmiştir ve geçiyordur. Şurada yazmışız daha önce

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Yazış teknikleri

Yer: Şirket Yemekhanesi
Tarih:Bugün
Saat:12:05
Konu:Yazış teknikleri
Taraflar:1975 doğumlu bir balta ve doğum tarihi belli olmayan 19-20 yaşlarında genç bir kız

Öğlen yemeği için bulunduğum yemekhanede bugün istemeden(!!!) kulak misafiri olduğum diyalog aşağıdaki gibidir, yorum siz değerli okuyucularımıza aittir:

Erkek: ben kaç yaşındayım biliyor musun?
Kız:Hayır bilmiyorum, kaç yaşındasın?
Erkek:Sence kaç yaşındayım?
Kız:Bilmiyorum söleseneeeeee (2-3 kere oldu bu diyalog en sonunda yeter lan söle işte dicektim.)
Erkek:34 yaşındayım
Kız:İnanmammmmm
Erkek: Valla 1975 doğumluyum yani 34 yaşındayım
Kız:Ayyyyy inanmıyorum hiç göstermiyorsun
Erkek: Gerçekten mi?
Kız: Evet (Gerçekten mi?-Evet korelasyonu da 3-5 kere oldu )
Erkek:(İnceden yazma eğilimi başladı) Sen 19 yaşındaydın dimi?
Kız:Evet
Erkek: Bence 19-20 yaşındaki kızlar kendilerinden büyük erkeklerle ilişki yaşamalı, kızlar erkeklere göre daha olgun oluyor, ayrıca bende 19-20 yaşında gibiyim hiçbir farkım yok onlardan, mesela sen 19 yaşında bir erkekle mi birlikte olmayı tercih edersin kendinden büyük bir insanla mı?
Kız:Kendi yaşıtlarımla pek olmuyorrrrr zatennnnnnn (nnnn de anlamsız bir vurgu bardağı fırlatasım geldi o anda)
Erkek: Dediğim gibi benim onlardan hiçbir farkım yok, ama şöyle bir sıkıntı var benim açımdan ben şimdi 19-20 yaşında bir kızı ailesinden istemeye gitsem ailesi vermez bu adam diye
Kız: Hhehehahhhahrhheheheheh (gerizekalı)

TOZ daha fazla dayanamayarak yemekten gözünü ayırıp 1975'li baltaya bakar, balta da ona avını yakalamış öküzzz gibi bakar ve TOZ içinden senin taaaaaa diyip yerinden kalkar, arkasına bile bakmaz...